Tuesday, September 30, 2014

Randevu

Dün mail geldi,

immigration office vize başvurumu değerlendiriyomuş ben de vizemi almak için bu gün aradım randevu aldım, bayramdan sonraya verdiler. Sanırım eğitim tahmin ettiğim gibi 13 Ekim'de başlamayacak. Ama kaysa kaysa 1 hafta kayar gibi.

Vize almak sıkıntılıdır normalde; şimdilik bi sıkıntı çıkmadı. Sağolsunlar herşeyi benim adıma halletmişler. Pasaport ve fotoğraf ile gidip büyük bi ihtimal ertesi günü vize ile çıkacağım. Tarihin bu kadar ileri olması pek canımı sıkmadı ama bazı şeyler cidden komik geliyor. Vedalaşmak... hani garip bi durum vardır ya bir yerde ayrılıyo gibi vedalaşırsınız son sözler söylenmiştir falan öpüşür el sıkışırsınız sonra bi bakarsınız ikiniz de aynı yöne gidiyorsunuzdur. Yolda yürürken garip bir sessizlik olur sonra onun kadar samimi olmayan ikinci bir vedalaşma yapılır. Bana da öyle oldu sanırım. Gerçi henüz çılgın bi parti verilmedi ayrıldığım için ama pek de sevmem böyle şeyleri açıkcası. Hatırladığım kadarıyla 23 yıldır sadece 2 kere doğum günümü kutladım.Doğru günü söylediğim insan sayısı da 1 elin parmaklarını geçmez. Güzel bişey aslında, hatırlanmak önemli değil ama hatırlayan insanların sana değer verdiğini anlıyosun.


Saturday, September 20, 2014

Sözleşmem Gelmiş

Bekleyişlerimden biri mutlu son ile bitti, sözleşmem geldi.

Gizli hiçbirşey yok, aynen info-session'da anlatılan gibi. Aklımda hiçbir soru işareti kalmadı. Şartlar açık ve net, zaten gayet kısa bir sözleşme.

Biletimin henüz alınmamasına rağmen yolcukuk tarihim de 10 Ekim olarak görünüyor, dersler hemen 13 Ekimde başlayacak. Heyecanla beklemiyorum dersem yalan olacak:).

Ancak sırada hala bazı prosedürler var. Vize. Vizemin en kötü ihtimalle 2 haftaya çıkması bekleniyor. Üniforma için pantolon ve gömlek ölçülerimi de kendilerine ilettim :)

Sonuç olarak bekle beni Hollanda.

Ekim sonlarına doğru pilotaj ile ilgili bilgi içeren yazılar yazmaya başlayabilirim.

Görüşmek üzere:)

Thursday, September 18, 2014

Beklemek

Aslında sabırlı bir insanımdır, zor zamanlarda, dişimi sıkmam gerektiğinde hiçbir sorunla karşılaşmam. Fakat beni yoran beklemek. Bence herşeyden zor beklemek; eğer sayılı gün varsa en zoru zaten.

En uzun bekleyişlerimden birisi 2. girdiğim ÖSS sınavıydı; yaklaşık 9 ay hazırlandım çok bunaldığım zamanlarda kendimi üniversitede çimlere uzanmış şekilde hayal ettim. Tabi bu hayaller soru çözmeye ara verdiğim sıralarda kurulurdu; kaybedilecek vakit yoktu. Evin çatı katına kapatırdım kendimi, pek iyi ısınmazdı ev. Elektrikli ısıtıcının sırtımı sıvazlayan arkadaşlığı ile çalışırdım. Eylül ayında başlamıştım bu maratona, yağmurluydu tıpkı şimdiki gibi gri bir hava. Ağaçlar yavaştan yapraklarını dökmeye başlamıştı. Çıplaklaşan ağaçlar bana hep kışı ve okulun açılışını hatırlatır hüzünlendirirdi, ta ki üzerleri kar ile kaplanıncaya kadar. Neyse geçelim bunları, ÖSS günü geldi çattı yaptım birşeyler ve okulumu kazandım. Hayalimdeki yerdi diyemeceğim çünkü hayallerim yeryüzüne ait değildi.

Diğer zorlu bekleyiş pilotaj yolundaki son mülakatımdı. Simülatör sınavı ile arasında kos koca 2 hafta vardı. Bir yanım biran önce girmek diğer yanım ise adam akıllı hazırlanmak istiyordu. Bazı arkadaşlar hemen ertesi gün mülakatlarına girmiş ve olumlu sonucu almışlardı, bu bana umut veriyordu; diğerleri ise kaybetmişlerdi bu ise beni daha fazla hazırlanmaya itiyordu. Bu 2 haftanın ilk günleri aslında o kadar da zor geçmedi, simülatör sınavını geçişimi kutluyordum. Ama ne kutlama ! İş çıkışları eskiden yaptığım gibi döküman okuyacağıma oturup dizi izliyordum. Dizi dediğime bakmayın Air Crash Investigation izliyordum:). Kendimi odaya kapatıp atıştıracak birşeyler bulup güneş batana kadar uçak kazalarına vuruyordum kendimi. Tabi 2-3 gün koyverdikten sonra sıkıca hazırlanmaya başladım; hatta birkaç PPL dersi bulup izledim internetten. Bekleyişin beni sıkan yanı sürekli ders çalışmak değil aslında, hazır olmak. Kendimi hazır hissettiğimde artık şu sınav geçse de kurtulsam derim; yapacak birşeyim kalmamıştır artık. Sınava girene kadar da çok keyifli geçmez günlerim. Hadi bisiklet sürmeye çıkıyım desem içimden bir ses bu kadar boş vaktin varsa otur biraz daha çalış der; dizi izlesem aklım çalıştığım şeylere kayar vs. vs.

Şimdi ise eğitime gitmeyi bekliyorum, evimdeyim, yağmur yağıyor ve ağaçlar yapraklarını dökmeye başladı; gökyüzü yine gri ve ben kahvemi yudumluyorum. Eskiyi hatırlatıyor nedense bu bana. Her sabah uyandığımda posta kutumu kontrol ediyorum acaba sözleşmem gelmiş mi, yeni bir e-posta var mı diye. Kendime iş uyduruyorum bu gün playlist hazırladım mesela oralarda dinlerim diye. Hatta şu an arkadan çalıyor şarkılar. Road Trippin koydum listenin adını bence fena da olmadı.

İnsan beklerken keyif almıyor pek, ne diziden ne oyundan ne de gezip kendini yollara vurmaktan. Nedense okul varken veya üstümde bir sorumluluk varken daha tatlı geliyor oyalanmak. Ertesi gün az çalıştığım bir finalim varken izlediğim dizinin tadını hiçbirşeyden almadım ben.

Wednesday, September 17, 2014

Son Dönem

Son sene zordur üniversitede, tatlı öğrencilik biter yerine ise kariyer gibi bir terim girer.

Okulumu severek okudum, erasmus maceram da dahil toplam 5 sene ( hazırlık da okudum azıcık ). Bazı dönemler çok ders aldım terledim ( yalaşık 27 kredi aldığım oldu ), bazı dönemler az. Az kredi aldığım dönemlerde ise yatmaktan sıkılıp iş aramaya koyuldum.

Kariyer sitelerinden başvurmadığım yer kalmadı, o kadar çok başvurumuşum ki şu an bile size uygun ilanlar kısmında part-time işler çıkıyor. Ancak iş buldun mu derseniz bulamadım. Taaa ki son dönemime kadar.

Son dönemimde 4 kredi alıyodum dört ! Haftada 3 günüm boştu, üstelik almanca kursu ile birlikte mevcuttu bu boşluk. O kadar iş aradım ki, bir ara umutsuzluğa kapıldım çünkü 50 nin üzerinde başvuru ve 0 geri dönüş vardı. Kendi kendime şaşırıyordum nasıl olmaz diye. Ailemden de baskı gelmeye başladı tabi, okulda herhangi bir haylazlık yapmamama; uzatmamama rağmen bizim peder bey ben emekli olucam para kazan diye tutturdu:). Madem öyle dedim yardımcı ol biraz, tabi o da elinden geleni yaptı, çeşitli akrabalar seferber oldu ancak iş miş bulamadık. Tabi artık burama gelmişti, çıktım dışarı iş aramaya.

Avm avm dolaştım, sonunda bir kahve zincirinde işe başladım. Kahveyi çok severim, hatta bu yazıyı yazmayı bitirince şöyle okkalı bir türk kahvesi patlatacağım. Bu tarz bi işe girme sebebim de buydu sanırım. Tam olarak 1 ay çalıştım o dükkanda, ancak farkettim ki bizim yerimize robot koymamalarının tek sebebi şirin görünmek. Resmen robotlaştım, hiç mi faydasını görmedim; gördüm tabi artık dans pistlerinde korkmadan robodans yapabiliyordum. 1 aylık part-time maceramın ve bazı günler 11 saatlik vardiyaların ardından süper mini bir inşaat bürosuna girdim.

Okuldan çok sevdiğim bitirme hocam sağolsun, onun vasıtası ile girdim bu işe. Aylardır CV'me dönen tek firma oydu. Yanlız bu işte bi gariplik vardı, beni iş görüşmesine davet eden mühendis bu süper mini ofiste çalışmıyordu. Hatta adresi de tam bilmiyordu. Neyse.. velhasılıkelam anlaştık, rakam da hiç fena değildi. Kahveciden daha az bir işe kahvecinin 2 katı. Yemek yoktu ama sınırsız türk kahvesi dahildi, dayanamadım tamam dedim:) . Dedim ya gariplik diye, iş süresince yaptığım çeviriler, sözleşme düzenlemeleri, çizimler,  hesaplar bunların hepsini boşa yaptığımı farkettim. Ya 6 ay sonra kullanılacak milyonlarca revize görecek işler yada başka büronun ayak işlerini yaptığımı anladım; bunları bitirince de günüm çok boş geçiyordu internetten sıkılıyordum. Sanırım taşeron olmak böyle bir şeydi. Buradan bana ekmek vardı ama bilgi yoktu. Zaten patronumuz da ilginç adamdı vesselam. Bir çalışana 3 yıl boyunca sigorta yapmamış, adam hastaneye gidince anlamış olayı:) . Bana da yapmadı, sorun da değildi zaten ilk ayımın sonunda maaşım ile çıktım gittim. ( Buradan aldığım maaşı daha sonradan ilana başvurmak için kullandım )

3. işim ise çok güzeldi, hatta bu işe pilotluk olmaz ise severek yaparım diye girmiştim. Bir yazılım firmasında yetiştirilmek üzere programcı olarak çalışıyordum. Şirket gerçekten çalışanını düşünüyordu. Mülakatım da çok eğlenceli geçmişti, bildiğim programlama dillerini öğrenmek için tek tek sormaya başladılar, ancak ben başından bunları hiç saymayın hiçbirini bilmiyorum dedim:). Aslında staj görüşmesi olarak başlayan görüşmemi öyle bi hale getirmiştim ki maaş konuşmaya başlamıştık. Tabi sonunda işe alındım, yine part-time olarak. Son dönemimin son ayında 3. işimi bulmuştum, biraz hızlı atıldım sanırım hayata. Burada çalışırken diplomamı aldım ve ab-initio pilot ilanına başvurdum. Son mülakatım olumlu sonuçlandığında yazılım sektöründe 3 aylık bir tecrübem olmuştu, şirket bana çok şey katmıştı. İstifa ederken hüzünlenmedim dersem yalan olur. İstifa dilekçesi verilirken kapı hep çarpılarak çıkılır sanırdım, yanılmışım. İstifa dilekçem ile müdürlerimin yanına gittiğimde bitmek bilmez bir sohbetin içinde buldum kendimi. Güzel ayrılmıştım.

Artık yeni bir maceraya hazırdım.

Hangi Aşamalardan Geçtim ?

Merhaba,

Eğer yanılmıyorsam şu anda yetiştirilmek üzere pilot alan 2 firma var. Bunlardan birisi klasik eğitim sistemi ile pilot yetiştiriyor. PPL > CPL > ATPL. Diğeri ise MPL.

Nedir MPL ?

MPL ( Multi Pilot Lisance ) anlamına gelmektedir, klasik eğitimden farklı olarak direk ATPL aşamasına gelir. Eğitim tip ve line eğitimleri ile sona erer. Hatta eğitim sonunda firmanın SOP ( standart operation procedures ) larını öğrenmiş olursunuz. Yani eğitimimi başarı ile tamamladığımda ( yaklaşık 18 ay ) First Officer olarak göreve başlayacağım.

Ne gibi sınavlara tabi tutuldum ?

İlk olarak phase 1 adlı bir aşamaya girdim. Burada matematik, fizik, uzaysal algı ve çeşitli iq soruları ile karşılaştım. Çok aşırı zor bir sınav olduğunu düşünmüyorum ancak yine de çalışarak girdiğimi belirtiyim. Çünkü bu sınavı geçemeyen pek çok arkadaş oldu.

Daha sonra phase 2-3 aşaması var. Buarada bana verilen bir kitapçıktan teorik uçuş bilgilerini ve Cessna 172 adlı uçağa ait bilgileri öğrenip 30-40 soruluk bir sınava girdim. Kitapçıkta yazdığı gibi kalbim ile çalıştım ve sınavda hiç sorun yaşamadım. Sınavdan sonra ise eğitmen bir kaptan eşliğinde ( ki kendisi çok hoş bir insandır ) çeşitli teorik sorulara tabi tutuldum ve yakaşık 30 dakika kendisinin düzeltici komutları ile uçtum, evet uçtum ama kafamı kaldıracak vaktim olmadı:) sanaldı tabi bu uçuş. Bu uçuş bitince hadi delikanlı bir de sen uç diyorlar, ve birden bire o sanal kokpitin yanlızlığı sizi kucaklıyor çünkü kaptanımız arka koltuğa geçip eline kağıt kalem alıyor:). Dananın kuyruğu burada kopuyor aslında, girerken hiç heyecan yapmadım sanırım bu karakter özelliklerimden biri; genelde iş bitince heyecana başlarım. Ayrıca kendi kendime eğer pilotluk hamurunda var ise geçersin yoksa zaten kaldığın iyi olur dedim. Sanırım varmış çünkü koltuktan kalkerken kaptanımızın geçtin diyeceğinden emindim. Bunu da geçtikten sorna yaklaşık 45dk saat süren tatlı bir mülakatımız var ancak iş burada bitmiyor.

Phase 4, çoğumuzun korkulu ruyası. Aslında bu mülakata ATPL sahipleri de giriyor. Şirketimiz ile bir iş görüşmesi mülakatı. Ancak o alışıla gelen mülakatlardan değil. Bir piskolog ( kendini mollymawk'ın kurucularından sanırım ) bir ik uzmanımız ve çok tecrübeli bir kapan pilotumuz sizi en az 1.5 saat boyunca terletiyor. Aklınıza gelebilecek her soru ile karşılaşabiliyorsunuz. Hepsine cevap vermeniz beklenmiyor zaten, ancak birşeyler bidliğizi ve hevesli olduğunuzu anlamaya çalışıyorlar. Açıkçası mülakattan çıkarken aklımda ne olumlu ne olumsuz birşey vardı, bunu ik uzmanımız sorunca da aynı şekilde cevapladım. Olan oldu zaten, elimden gelen en iyi şekilde hazırlandım eğer bu şekilde oluyorsa olmalıydı. Olmuyorsa da kızmaya hiç gerek yoktu.

Mülakat bitiminde yaklaşık bir 10 dakika dışarıda beklemem söylendi. Balkona çıktım ve piskolog hanımın verdiği bir bardak soğuk suyu içmeye başladım ( soğuk suyu içmek çok ironik geldi açıkcası :) ). Daha sonra ik uzmanımız beni içeri çağırdı. Birazcık feedbackin ardından artık onlar ile olduğum söylendi. Tabi yüz kaslarım kramp seviyesinde gerildi ve salak bir sırıtma ile onların yüzlerine bakakaldım. Kaptanımız ayağa kalktı ve yakama rozetimi taktı. Bence bir insanın emeğinin karşılığı görmesi kadar güzel bir şey yok.

Sonuç olarak süreç hakkında şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Çok şeffaf. Bilgisayarın değerlendirdi bir sınav sonucunu öğrenmek için haftalarca beklemeye gerek yok. Tüm sonuçlar hemen aşama bitiminde bildiriliyor. Aşamalardan sonra gayet tatmin edici bir feedback alıyorsunuz. Akıllarda soru işareti ile dönmüyorsunuz. Neden sorusu ile kendinizi paralamıyorsunuz.

Şimdilik bu kadar, aklıma geldikçe yazmaya devam edeceğim.

Görüşmek üzere.















Tuesday, September 16, 2014

Sevdiğin İşi Yapmak

Üniversiteye girişim de maceralı oldu, lisede falan iyiydim derslerimde ama ÖSS büyük bi sıkıntıydı, çalışamıyordum, fazla eğleniyordum sanırım, üstüne bir de ezbere çalışma olunca evlere şenlik puanlar falan. İlk girişimde zaten yerlerdeydi puanım, çok da gocunmadım buna; pilot olmak istiyordum ben. Tabi aileme açtım durumu, 17 yaşındaydım google'a nasıl pilot olunur bile yazmamıştım daha. Sonra baktım mektup geldi hava harp den. Davet etmişler beni, nasıl heycanlandım anlatamam. Neredeyse nereyi kazandın sorusuna hava harp diyecek haldeydim.

İyi de hazırlandım hava harp okuluna, spor mülakatlarında çok iddialı olacağımı düşünüyodum zira çok yoğun antremanlar yapıyordum. Mülakat günü geldi çattı, nasıl elendiğimi bile anlayamadım. Hatta emin olmak için yoldan çevirdiğim bir subaya biz elendik mi yoksa geçtik mi diye sordum. Çünkü bir topluluktan isimlerini saydıkları insanların, işaret ettikleri insanı takip etmesini söylediler. Biz de dedik ki heralde diğer gurup elendi. Sonra bi baktık ki dış kapıya doğru yol alıyoruz.

Hava Harp'de olmayınca ailemle konuştum ve o ergen sesimle pilot olmak istediğimi söyledim, ancak bana git güzel bi üniversite bitir, hak et daha sonra hala istiyorsan destek oluruz dediler. Kızdım, bağırdım çağırdım ama içten içe hak verdim, üniversite güzel şey çünkü, çimler falan. Şaka bi yana eskiler altın bilezik derler ya aynen ondan. Neyse efendim hazırlandım sonuç olarak güzel bi üniversiteye girdim.

Okula başlayınca tabi bu pilotluk isteği başka hormonların salgıladığı sıvılarla yer değiştirdi, taa ki ilk stajımı yapana kadar. 2010-2011 dönemiydi sanırım. İnsan sevdiği işi yapmalı dedim kendi kendime. Evet bu işte para var ama mutluluk var mı ? diye sormaya başladım. Birden yine o derinlere attığım pilot olma isteği yeşerdi ve şantiyeden direk ofise ışınlandım geçtim bilgisayar başına. Bir firmanın yetiştirilmek üzere pilot ilanını gördüm. Gereklilikleri okudum, ve kendime bir yol haritası çizdim. İngilizce en önemli şeydi; uğranması gereken ilk liman. Kendi kendime 2014 yılı gelene kadar bunları sağlayacağıma dair söz verdim. Normalde bu sözlerimi pek tutmam ama, sanırım gerçekten önem verdiğim birşey ise zaten kendi kendine tutuluyor o sözler.

Mezun olana kadar sık sık düşündüm, eminmiyim diye, yoksa inşaatı sevmediğimden mi pilot olmak istiyorum, yani sadece bir kaçış olduğu için mi. Oturdum okulumdaki tüm bölümlere baktım, okumak istediğim bir bölüm bile bulamadım. Saatlerce kahve eşliğinde düşündüm; saatler ayları kovaladı, aylar yıllar oldu ne zaman boş kalsam bunu düşünüyordum. Artık neredeyse emindim, yapmak istediğim başka bir meslek yoktu. Son sınıfa gelince artık başlamam gerek diyerek ani bir kararla TOEFL sınavına kaydoldum. Güzel de bi skor aldım; artık geriye kalan tek şey diplomayı almaktı. Diplomamı aldım ve neredeyse aldığım gün başvurumu yaptım.

Sevdiğin işi yapmak demişsin hayat hikayeni anlatmışsın diyebilirsiniz, haklısınız da. Daha işe başlamadım çünkü :) . Nereden baksan önümde kocaman 2 yıl var. Sevecekmiyim ? Öyle düşünüyorum, yoksa bu kadar uğraşmazdım. 18 ay gözümde büyüyor mu ? aksine o 18 ayın her saniyesini yavaş yavaş yaşamak istiyorum. Tıpkı çok sevdiğiniz bir kitabı okurken onun hiç bitmemesini istemek gibi.

Nasıl Başladım ?

Nasıl başladım ben bu işe ? Düşünüyorum da kesin bir tarih söylemek gerçekten imkansız. Her çocuk gibi gökyüzünden gelen her sese ben de dikkat kesilirdim. Ama hiç unutmadığım bir anım var, internet cafelerin yeni başladığı dönemlerdi; babam beni mahallenin internet cafeci abisine emanet ederken sürekli oyun oynamasın biraz da internette araştırma yapsın demişti. Tabi o zamanki internet ile bu zamanki aynı değildi; google yoktu bi kere (En azından benim için yoktu:) yada ben bilmiyordum sene 1998 olabilir ). 56k modem internete senfoni vererek bağlanırdı.

Hemen bir  hararetle bilgisayarın başına, tam Quake II açacakken o abimiz geldi ve hadi bakalım diyip bi arama motoru açtı. Ne yazalım dedi ? çok kısa düşündüm ve UÇAK yazalım dedim. Tamam dedi ve arma motoura "ucak" yazdı. O zamanlar türkçe karakterler pek hoş karşılanmıyordu sanırım arama motorunda, garip gelmişti bu olay. Sonunda ne bulduk pek hatırlamıyorum ama şu an kendimi bulduğum yerden memnunum.

Bazen geçmişi düşünüyorum, mesela ÖSS, 1 soru az yanlış yapsam çok başka bir yerde olacaktım, acaba yine aynı sonuca ulaşırmıydım. Eğitimimi başarıyla tamamlayıp pilot olabilecek olmak o kadar mutlu ediyor ki beni, hayatımda  yaptığım yanlışlarımı bile kucaklıyorum artık. Çünkü yaptığım doğrular ile bilrikte yanlışlar da beni buraya getiren etkenlerden.

Bu fırsatı nasıl yakaladığıma gelirsek, sanırım bunu burada açıklamam çok zor olacak. Ona tamamen ayrı bir yazı yazmayı düşünüyorum. Bazı şeylerden kolayca sıkılıp uzaklaşabilirim ama içimden bir ses bu bloga devam edeceğimi söylüyor.

İlk Adımlar

Merhaba, ilk önce kendimi tanıtarak söze başlıyaylım. Türkiye'de faaliyet gösteren bir havayolu firmasının sponsorluğunda pilotaj eğitimi alacak sade bir vatandaşım; aynı zamanda taze bir inşaat mühendisiyim. Herhangi bir kariyer dalında ilerlemeden yapmak istediğim mesleğe giden yolda ilerlediğim için kendimi şanslı hissediyorum.

Bu blog'a başlama sebebime gelince, o beni tanımaz ama kiwi isimli bir first officer ( ben okurken daha öğrenci idi :) ) beni çok etkiledi. Resmen günlük rutinime girdi kendisi, acaba yeni bi post yazmış mı, acaba şu an napıyor, bize yeni neler öğretecek ? Bundan da öte yaşadıklarımı kayıt altına almak istiyorum, nasıl bir hayatım olacak hangi aşamalardan geçeceğim vs.
Fotoğraf çektimeyi de sevmeyen bir insan olarak hayatımın çoğu anı kayıp, bazı tatillerimden fotoğrafım bile yok, bu da beni geriye kalıcı birşeyler bırakmaya itti. Sonuç olarak; umarım o arkadaşın beni etkilediği gibi ben de sizleri etkiliyebilirim zira kalemim ( bu durumda klavyem ) onunki kadar güçlü değildir.

Bu bloğun yanında bir instagram ve youtube hesapları açmayı düşünüyorum. Eğer sevgili ailem bana desteklerine devam ederse ve biriktirdiğim 3 kuruşa bir 5 kuruş koyarlar ise bir adet gopro ile paylaşımlarıma devam edeceğim :)