Wednesday, September 17, 2014

Son Dönem

Son sene zordur üniversitede, tatlı öğrencilik biter yerine ise kariyer gibi bir terim girer.

Okulumu severek okudum, erasmus maceram da dahil toplam 5 sene ( hazırlık da okudum azıcık ). Bazı dönemler çok ders aldım terledim ( yalaşık 27 kredi aldığım oldu ), bazı dönemler az. Az kredi aldığım dönemlerde ise yatmaktan sıkılıp iş aramaya koyuldum.

Kariyer sitelerinden başvurmadığım yer kalmadı, o kadar çok başvurumuşum ki şu an bile size uygun ilanlar kısmında part-time işler çıkıyor. Ancak iş buldun mu derseniz bulamadım. Taaa ki son dönemime kadar.

Son dönemimde 4 kredi alıyodum dört ! Haftada 3 günüm boştu, üstelik almanca kursu ile birlikte mevcuttu bu boşluk. O kadar iş aradım ki, bir ara umutsuzluğa kapıldım çünkü 50 nin üzerinde başvuru ve 0 geri dönüş vardı. Kendi kendime şaşırıyordum nasıl olmaz diye. Ailemden de baskı gelmeye başladı tabi, okulda herhangi bir haylazlık yapmamama; uzatmamama rağmen bizim peder bey ben emekli olucam para kazan diye tutturdu:). Madem öyle dedim yardımcı ol biraz, tabi o da elinden geleni yaptı, çeşitli akrabalar seferber oldu ancak iş miş bulamadık. Tabi artık burama gelmişti, çıktım dışarı iş aramaya.

Avm avm dolaştım, sonunda bir kahve zincirinde işe başladım. Kahveyi çok severim, hatta bu yazıyı yazmayı bitirince şöyle okkalı bir türk kahvesi patlatacağım. Bu tarz bi işe girme sebebim de buydu sanırım. Tam olarak 1 ay çalıştım o dükkanda, ancak farkettim ki bizim yerimize robot koymamalarının tek sebebi şirin görünmek. Resmen robotlaştım, hiç mi faydasını görmedim; gördüm tabi artık dans pistlerinde korkmadan robodans yapabiliyordum. 1 aylık part-time maceramın ve bazı günler 11 saatlik vardiyaların ardından süper mini bir inşaat bürosuna girdim.

Okuldan çok sevdiğim bitirme hocam sağolsun, onun vasıtası ile girdim bu işe. Aylardır CV'me dönen tek firma oydu. Yanlız bu işte bi gariplik vardı, beni iş görüşmesine davet eden mühendis bu süper mini ofiste çalışmıyordu. Hatta adresi de tam bilmiyordu. Neyse.. velhasılıkelam anlaştık, rakam da hiç fena değildi. Kahveciden daha az bir işe kahvecinin 2 katı. Yemek yoktu ama sınırsız türk kahvesi dahildi, dayanamadım tamam dedim:) . Dedim ya gariplik diye, iş süresince yaptığım çeviriler, sözleşme düzenlemeleri, çizimler,  hesaplar bunların hepsini boşa yaptığımı farkettim. Ya 6 ay sonra kullanılacak milyonlarca revize görecek işler yada başka büronun ayak işlerini yaptığımı anladım; bunları bitirince de günüm çok boş geçiyordu internetten sıkılıyordum. Sanırım taşeron olmak böyle bir şeydi. Buradan bana ekmek vardı ama bilgi yoktu. Zaten patronumuz da ilginç adamdı vesselam. Bir çalışana 3 yıl boyunca sigorta yapmamış, adam hastaneye gidince anlamış olayı:) . Bana da yapmadı, sorun da değildi zaten ilk ayımın sonunda maaşım ile çıktım gittim. ( Buradan aldığım maaşı daha sonradan ilana başvurmak için kullandım )

3. işim ise çok güzeldi, hatta bu işe pilotluk olmaz ise severek yaparım diye girmiştim. Bir yazılım firmasında yetiştirilmek üzere programcı olarak çalışıyordum. Şirket gerçekten çalışanını düşünüyordu. Mülakatım da çok eğlenceli geçmişti, bildiğim programlama dillerini öğrenmek için tek tek sormaya başladılar, ancak ben başından bunları hiç saymayın hiçbirini bilmiyorum dedim:). Aslında staj görüşmesi olarak başlayan görüşmemi öyle bi hale getirmiştim ki maaş konuşmaya başlamıştık. Tabi sonunda işe alındım, yine part-time olarak. Son dönemimin son ayında 3. işimi bulmuştum, biraz hızlı atıldım sanırım hayata. Burada çalışırken diplomamı aldım ve ab-initio pilot ilanına başvurdum. Son mülakatım olumlu sonuçlandığında yazılım sektöründe 3 aylık bir tecrübem olmuştu, şirket bana çok şey katmıştı. İstifa ederken hüzünlenmedim dersem yalan olur. İstifa dilekçesi verilirken kapı hep çarpılarak çıkılır sanırdım, yanılmışım. İstifa dilekçem ile müdürlerimin yanına gittiğimde bitmek bilmez bir sohbetin içinde buldum kendimi. Güzel ayrılmıştım.

Artık yeni bir maceraya hazırdım.

No comments:

Post a Comment