Saturday, October 18, 2014

Bisikletle Belçika-Hollanda



Instagram


Merhaba, bu gün ilk defa bisikletle ülke değiştirdim. Çok da sürmedim aslında hepi topu 10km gittim 10km geldim.

Yaşadığım yer aslında Belçika sınırları içinde, okul iste Maastrich-Aachen havalimanında. Oldukça minik bir havalimanı, henüz Aachen'a gitme şansım olmadı ancak çok yakında oraya da bisikletle gitmeyi düşünüyorum, şimdilik Maastricht'te (Hollanda) takılıyorum.

Bisiklet Yolu
İnsan İstanbula alıştıktan sonra açıkcası biraz şaşırıyor. Her yer insan doluyken birden bire sakin, yollarda insan olmayan boş caddelerde bisiklet sürmek çok ilginç geliyor.

Belçika ve Hollanda'da evlerin hemen hemen hepsi yığma bina ve         gayet şirinler, birbirinin güneşini engelleyen binaya rastlamadım daha.

Bana ilginç gelen ise bu minicik ülkelerin hala bu kadar boş alanı olması. Malesef ülkemizde boş kalan alanların hepsine AVM'ler yapılmaya devam ediliyor. 
Lanaken evleri



  Hatta üşenmedim hesapladım, Türkiye'de Hollanda'ya nazaran kişi başına 4 kat daha fazla alan düşüyor. Gerçi bu kadar acımasız da olmamak lazım, düm düz ülke:) benim gibi bisikleti sevip de yokuş çıkmayı sevmeyenler için tam bir cennet. 






 Neyse lafı fazla uzatmayacağım, yaklaşık 30dk sonra sonunda şehir merkezine ulaştım, tabi biraz GPS'imden biraz da şehirdeki insanlardan yardım aldım, ilginçtir Belçika'dan Hollanda'ya geçtiğimi sadece GPS'imin verdiği "Dikkat Hollanda'ya giriyorsunuz" bildiriminden anladım:)

Maastricht meydan
Yaşadığımız yere nazaran Maastricht tam bir metropol:) Bu boş meydan sizi yanıltmasın insanlar pastırma yazının tadını çıkartıyorlar; kafelerde oturacak masa bulmak için neredeyse 1 saat beklemek gerekiyor. Hatta ben bekledim de.

Maastricht cafeler
Şahsen biz Türkiye'de yaşayanlar güneşi sürekli gördüğümüz için pek de umursamıyoruz, zaten orda diyip geçiyoruz. Ancak malesef minik Hollanda'mız güneşe hasret. Zaten havalar bozunca yaza kadar gördüğümüz son güneşli günün bu olması hiç de uzak bir ihtimal değil.

Neyse efendim, fotoğraftan da gördüğünüz üzere beklemekten usandım, insan gibi efendi efendi davrandım insanların başında beklemedim ancak her boşalan yere benden daha hızlı olanlar yerleşti ben de uzatmadan yaylandım, daha az güneş alan bir meydana doğru yol aldım.

Banana Ballen
Açlıktan ölmek üzereydim ki sokakta değişik hamur işi yapan bir dükkanla karşılaştım. Aslında uzaktan bakınca lokma gibi duruyo fakat hamuru daha kalın ve yumuşak. Benim yediğimin adı "Banana Bollen" idi. İçi muz dolu, hiç de fena değildi fakat azıma yüzüme, sakallarıma bulaşan pudra şekeri canımı sıkmadı değil. Hatta kendi kendime "OMG so much cocaine" espirisini de patlatım böyle bi iğrençleştim.




Affligem
Biraz daha gezindikten sonra sonunda boş bir yer buldum, ee koskoca öğlen yemeği bi banana bollen ile geçiştirilemezdi. Oturdum menüye baktım, garsona geleneksel hollanda biraları neler diye sordum fakat cevap hüsran oldu. ( Bizde pek hollanda yok da azcık belçika birası var diyip üzgün surat yaptı ) Bunun beni yıldırmasına izin vermedim ve hiç denemediğim bitane söyledim. Eee olay aslında yemek yemekti, yanında ne önerirsin diye sordum ancak garson 2. golü çaktı. Sadece biramız var.... Pattes de mi yok diye tartışmaya girmedim, yine efendi gibi biramı bitirdim kalktım gittim.

Gulaşlı patates kızartması
Sanırım açlığıma acıyan evren ayaklarımı doğru bir yöne doğru yönlendirmiş olacak ki, sadece abur cubur yapan bir dükkanda buldum kendimi. Fiyatı çok uygun değildi ama sırf denemek için aldım gulash soslu patates, fotoğraftan pek belli olmuyor ama benden 2 tane rahat yerdi bu mereti.


Aldığım enerjiyle dönüş yoluna çıkma kararı aldım, Hollanda'ya geçtiğini nasıl anlıyorsun diye sorarsanız aslında o kadar da kolay değil anlamak, diller aynı sonuçta ama eğer şöyle bir dükkan görürseniz bilin ki %100 Hollanda'dasınız.



Coffe Shop
Amsterdam gibi değil tabi buralar, yerel insanlar var hep civarda o yüzden Belçika'dan gelen turistler haricinde bomboş, gerçi içeri girip bakmadım ancak kapıdan gelen kokular pek hoş değildi o yüzden bastım gittim:).








Havalar güzelken bisiklet sürmenin keyfi de bi ayrı, hollanda (belçika'da işimi görür) betona alışmış gözlere adeta bir ziyafet çektiriyor. Sanırım 30dakika sürmesi gereken dönüş yolculuğum işte bu yüzden 1 saat sürdü. Neredeyse 50 metrede bir durup fotoğraf çektim. Tabi buraya sadece telefondan çektiğim fotoğrafları koyuyorum. Daha özenli olan fotoğrafları instagram hesabımdan paylaşmaya çalışacağım.



Hollanda-Belçika Sınırı
Ben de diyordum bu tabela nerde, giderken görmedim ama dönerken belçika'ya girdiğimi belirten tabelayı koyduğu için Lanaken belediyesine teşekkürlerimi sunmayı bir borç bilirim.

E şimdi o kadar sınır geçiyoruz, durup da bi fotoğraf çekmemek olmazdı:)





Moka Pot
Hafif yorucu bir maceranın sonunda kendimi de ödüllendirmeden geçemedim. Güya kahveyi bırakacaktım ama yıllardır aradığım Bialetti moka potu bulmuşum, kahveyi bırakma fikri biraz daha bekleyebilir. Ama eninde sonunda bırakmak zorunda kalacağım, yoksa gözlerimi inanılmaz ilgimi çeken derslerde bile kürdanla açık tutmaya başlayacağım.




Birkaç eleştiri almıştım fotoğraf koymuyorsun diye, sanırım bunlar yeterli olmuştur. Şimdilik dersim haftada 2 gün; Principles of Flight. Merak etmeyin ama her zaman böyle boş olmayacak, 2 hafta içinde Performance dersim de başlıyor ve eğlence haftada 4 güne çıkıyor.











 


                                                 

No comments:

Post a Comment